Köylüsü olmayan köy: Portmeirion

Kimisi mezuniyet töreninde sahneye çıkarken, kimisi tuttuğu takımın stadına ilk kez girerken, kimisi de yıllardır kitaplarda gördüğü bir tabloyla karşılaştığında aynı şeyi hisseder: Kalp biraz hızlanır ve insan bir anlığına bulunduğu yere inanamaz. Ben de Portmeirion’a girdiğimde buna benzer bir duygu yaşadım. Burası rengârenk evleri, kubbeleri, heykelleri ve kemerleriyle Akdeniz kıyısındaki bir köyü andırıyordu. Ancak küçük bir fark vardı: Portmeirion’un köylüsü yoktu ve de Galler’in oldukça soğuk ve rüzgarlı bir koyunda bulunuyordu.

English

The Village Without Villagers: Portmeirion

Some people feel it when they walk onto a stage at their graduation ceremony. Others experience it when they enter their favourite team’s stadium for the first time or finally stand before a famous painting they have only seen in books. The heart beats faster, and for a moment, the place does not seem real. I felt something similar when I entered Portmeirion in Wales. With its colourful houses, domes, statues and arches, it looked like a village on the Mediterranean coast. There was only one small difference: Portmeirion had no villagers.

A Village from an Architect’s Imagination

Welsh architect Clough Williams-Ellis believed that buildings did not always have to damage a beautiful landscape. If they were thoughtfully designed and placed in the right setting, he argued, they could make the scenery even more beautiful.

He spent years searching for a suitable site to prove this idea. In 1925, he bought the Aber Iâ estate in North Wales, overlooking the Dwyryd estuary and surrounded by woodland and steep hillsides. He renamed it Portmeirion, combining its coastal location with the Welsh name of Merioneth.

He turned the existing house into a hotel and began building his imagined village.

A Mediterranean Village in Wales

Portmeirion was not designed in a single architectural style. Gothic, Jacobean, Palladian and Regency buildings stand beside one another. Colourful houses, domes, columns and fountains inspired by Italy and other Mediterranean countries make the village appear far removed from Wales.

Williams-Ellis built Portmeirion in two main phases. Most of the early work took place between 1925 and 1939. Construction resumed after the Second World War, and the final details were completed by 1976. He was 93 when the last building, the tollgate, was constructed.

Not everything in the village was what it appeared to be. Some buildings used forced perspective to look much larger than they were. Ordinary outbuildings were transformed with painted shutters, statues and decorative details. This playful method became known as “Cloughing”.

A Home for Fallen Buildings

Not every part of Portmeirion was built from scratch. Williams-Ellis bought architectural features from buildings due to be demolished elsewhere and gave them a new life in his village.

The mock Town Hall, for example, contains a carved ceiling rescued from a condemned mansion in Flintshire. The copper-coloured ornament on its tower was made from an old pig boiler turned upside down.

Williams-Ellis therefore described Portmeirion as “a home for fallen buildings”. Architectural fragments that might otherwise have been destroyed became part of a new story.

No Villagers, but Plenty of Guests

Portmeirion looked like a real village, but it had no permanent local population. The people described as “residents” were guests staying in its hotel or holiday cottages. Many of the buildings were used as hotel rooms, restaurants and shops.

Williams-Ellis wanted Portmeirion to be beautiful, but he also understood that it had to pay for itself. When the village became too crowded, he sometimes temporarily increased the entrance fee so that overnight guests could explore in comfort.

Art was important, but the village still needed money to survive.

Writers, Actors and a Prince

Williams-Ellis and his writer wife, Amabel, hoped that the village would inspire artists. Portmeirion eventually welcomed famous guests including George Bernard Shaw, H. G. Wells and Frank Lloyd Wright.

Playwright Noël Coward stayed there in 1941 while escaping the bombing of London and wrote his celebrated play Blithe Spirit at the village. When the Prince of Wales visited, Williams-Ellis added a private bathroom to one of the hotel rooms and temporarily increased the admission fee to reduce the number of day visitors.

Portmeirion became not only an architectural experiment but also a fashionable social destination.

The Mysterious Village of The Prisoner

Portmeirion’s architectural variety attracted film and television producers. In different productions, the village has represented France, Italy, Brighton and even China.

Its most famous screen appearance came in the 1960s television series The Prisoner. In the programme, a British agent resigns and is abducted to an isolated, colourful but unsettling village. Portmeirion’s cheerful architecture created a striking contrast with the story’s atmosphere of control and paranoia.

The series turned the village into a lasting part of British popular culture.

Walking Through a Work of Art

Williams-Ellis did not want Portmeirion to become a lifeless museum of architecture. He wanted people to stay there, make music, write, create and enjoy themselves. The village continues to host guests, events and festivals today.

Walking among its fountains, colourful houses, statues and arches feels like stepping inside a work of art. Portmeirion may have no villagers, but every year thousands of visitors become temporary residents of this imagined settlement.

For travellers looking for an alternative destination outside London, Portmeirion is one of Britain’s most memorable places.

Galli mimar Clough Williams-Ellis, güzel bir manzaraya yapılan her binanın doğayı bozmak zorunda olmadığını düşünüyordu. Ona göre doğru tasarlanan ve doğru yere yerleştirilen yapılar, çevresindeki manzarayı daha da güzelleştirebilirdi.

Bu düşüncesini kanıtlamak için yıllarca uygun bir arazi aradı. 1925’te Kuzey Galler’de Dwyryd Nehri’nin denize döküldüğü bölgeye bakan, ormanlarla ve dik yamaçlarla çevrili bir arazi satın aldı. Bölgeye kıyıdaki konumundan ve Merioneth’in Galce isminden yararlanarak Portmeirion ismini verdi.

Arazide bulunan eski evi otele dönüştürdü. Ardından hayalindeki köyü kurmaya başladı.

Her biri özenle düşünülmüş yapıların kusursuzluğu insanın yapay bir alanda olduğunu hissetirse düzen ve nizam insana kendini iyi hissetiriyor.

50 yıl boyunca tasarlamaya etmeye devam etti

Portmeirion tek bir mimari anlayışa göre inşa edilmedi. Köyde Gotik, Jakoben, Palladian ve Regency tarzındaki yapılar yan yana duruyor. İtalya ve diğer Akdeniz ülkelerinden esinlenen renkli binalar, kubbeler, sütunlar ve çeşmeler ise burayı Galler’den çok uzak bir yerdeymiş gibi gösteriyor.

Williams-Ellis, Portmeirion’u iki ana dönemde inşa etti. İlk büyük çalışmalar 1925 ile 1939 yılları arasında yapıldı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çalışmalar yeniden başladı ve son ayrıntılar 1976’ya kadar eklendi. Son yapı olan gişe kulübesi inşa edildiğinde mimar 93 yaşındaydı.

Köydeki her şey göründüğü gibi değildi. Bazı binalar perspektif oyunlarıyla gerçekte olduğundan daha büyük gösteriliyordu. Sıradan müştemilatlara boyanmış panjurlar, heykeller ve süslemeler eklenerek tamamen farklı bir görünüm kazandırılmıştı. Williams-Ellis’in bu yöntemi zamanla “Clough’lamak” olarak anılmaya başladı.

Düşmüş binalar için bir yuva

Portmeirion’daki yapıların tamamı sıfırdan yapılmadı. Williams-Ellis, başka şehirlerde yıkılmak üzere olan binalardan parçalar satın alıyor ve bunlara köyünde yeni bir hayat veriyordu.

Örneğin köyün sözde belediye binasında, Flintshire’da yıkılması planlanan bir malikaneden kurtarılan oymalı bir tavan kullanıldı. Yapının tepesindeki bakır renkli süsleme ise ters çevrilmiş eski bir kazandan yapıldı.

Williams-Ellis bu nedenle Portmeirion’u “düşmüş binalar için bir yuva” olarak tanımlıyordu. Başka yerlerde değersiz görülüp yok edilecek mimari parçalar, burada yeni bir hikâyenin parçasına dönüşüyordu.

Köy tasarlanırken ilham alınan yerlerden birisi olan Amalfi

Bir sanat eserinin içinde yürümek

Williams-Ellis, Portmeirion’un mimariden oluşan cansız bir müze olmasını istemiyordu. İnsanların burada konaklamasını, müzik dinlemesini, yazmasını, üretmesini ve eğlenmesini istiyordu. Köy günümüzde de otelleri, etkinlikleri ve festivalleriyle yaşamaya devam ediyor.

Fıskiyeleri, renkli evleri, heykelleri ve kemerleri arasında yürürken insan gerçekten bir sanat eserinin içine girmiş gibi hissediyor. Portmeirion’un köylüsü olmayabilir ancak her yıl buraya gelen binlerce kişi, birkaç saatliğine de olsa bu hayalî köyün sakini oluyor.

Birleşik Krallık’ta Londra dışındaki alternatif seyahat rotalarını arayanlar için Portmeirion, görülmeye değer yerlerden biri.

Ek Kaynak: https://www.bbc.co.uk/travel/article/20150603-is-this-britains-most-bizarre-village

Bir Cevap Yazın

omerdarbaz sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin